Montessori, problem çözme yeteneği kazandırıyor

Röportajlar
Montessori eğitimi

Montessori felsefesi, son yılların en popüler kavramlarından biri olarak karşımızda duruyor. Odağında çocuk olan bu yaklaşımı seçtiğimiz anaokullarından çocuk odalarına, aktivite gruplarından oyuncaklara kadar her yerde görebiliyoruz. Peki, Montessori eğitimi aslında ne ifade ediyor? Montessori anaokulları dediğimizde ne gibi kriterler aramamız gerekiyor? Ve bütüncül olarak Montessori kavramını hayatımıza nasıl yayabiliriz? Tüm bu soruları Bilingual Montessori Rehberi Bahu Sena Aydın’a sorduk.

Montessori eğitimi, çocuğa fırsat tanıyan, kendisi olması ve 5 duyusunu kullanarak keşfetmesine olanak sağlayan bir felsefe olarak tanımlanıyor. Bu modelin kurucusu olan Maria Montessori, “Çocuğun zekası ellerin yardımı olmadan, ancak belirli bir düzeye kadar gelişebilir. Oysa ellerinin yardımıyla ulaşacağı düzey daha yüksektir. Ve çocuğun karakteri de daha güçlü olacaktır” sözüyle aslında felsefenin genel hatlarını da belirtmiş. Günümüzde çok popüler olan bu kavram Maria Montessori’nin erişilebilir olmak adına isim hakkı talep etmemesi nedeniyle de çok kullanılıyor. Ancak Bilingual Montessori Rehberi Bahu Sena Aydın, “Sınıf hazırlamak, materyalleri alıp koymakla bir Montessori okulu olunmaz. Bu felsefeyle çocuğa nasıl yaklaşacağınızı, çocuğun potansiyelini nasıl ortaya çıkarmasına rehberlik edeceğinizi bilmeniz gerekiyor” diyor. Kendisiyle Montessori’yi tüm yönleriyle ele aldığımız çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

montessori eğitimi
Bilingual Montessori Rehberi Bahu Sena Aydın
Öncelikle biraz kendi kariyer yolculuğunuzdan ve Montessori eğitimi ile tanışmanızdan bahseder misiniz?

Açıkçası nereden başlamalıyım bilemedim çünkü ikisi de iç içe geçmiş şeyler… Montessori ile başlayan ve devam eden bir kariyerim var. Daha lise öğrencisi olduğum dönemlerde bu sistemi çokça duymaya başladım. Tabii bunda teyzemin etkisi büyük çünkü kendisi Kanada`da bir Montessori rehberiydi. Eğitim ve kariyer anlamında bana hep rol model oldu. Kendimi bildim bileli insanların düşünce ve davranışlarını anlamaya çalışan, merak eden ve çokça gözlemleyen biri oldum. Böylelikle insani bilimlerle ilgili bir meslek seçmem gerektiğini düşünerek Sosyoloji eğitimi almaya karar verdim. Fakat bu bölümü seçmeden önce aklımın bir köşesinde hep Montessori eğitim sistemi vardı. Ve Yeditepe Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü’nde eğitim hayatına başladım. Tabii işler planlandığı gibi gitmedi… Ben sosyoloji öğrencisi iken Kanada’ya bir seyahat gerçekleştirdim. Ve tüm hayatım değişti. Sosyoloji’ye ara verip direk Montessori sistemine geçiş yapma kararı aldım.

Montessori alanında nasıl bir eğitim aldınız? Şu anda neler yapıyorsunuz?

Montessori eğitimim öncesinde Kanada, Toronto’da 1 yıllık akademik İngilizce eğitimimi tamamladım. İngilizce eğitimi aldığım sırada, 10 ay boyunca “Blue Butterfly Montessori” okulunda gönüllü öğretmenlik yaptım. 2015 yılında Canadian Montessori Teacher Education Institute’de 2,5-6 yaş arası Montessori eğitimini tamamlayarak CCMA-MACTE diplomasına sahip oldum. Toronto’da bulunan “Grand Avenue Montessori” ve “Blue Butterfly Montessori” okullarında çalıştım. 2016 yılında Türkiye’de bulunan İME Pembe Kule Montessori Anaokulu’nda Bilingual Montessori Rehberi olarak göreve başlamak üzere Türkiye’ye dönüş yaptım. Ve 3 yıl boyunca burada çalıştım. İstanbul Montessori Enstitüsü’nde (İME) çevirmenlik, materyal yapımı ve üretimi gibi alanlarda çeşitli çalışmalar yürüttüm. 2019 itibari ile Palet Montessori Yeşilvadi kampüsünde Bilingual Montessori Rehberi olarak çalışmaya başladım. 2020 yılında MATEPP Montessori Eğitmen Eğitimi Programında, MACTE Eğitmeni olarak yetişkinlere eğitim vermeye başladım. Aktif bir şekilde öğretmenlik yapıyorum. Ve haftasonları yetişkinlere eğitim vermeye devam ediyorum. Aynı zamanda Montessori’ye ilgi duyan, okul açmak isteyen ya da Montessori felsefesinden yararlanarak çalışmalar yapmak isteyenlere danışmanlık veriyorum. 

Bu eğitim modelinin çocuk gelişimi üzerinde en belirgin avantajları neler? Kısaca eğitim modeliyle ilgili bilgi verir misiniz?

“Çocuğun zekası ellerin yardımı olmadan, ancak belirli bir düzeye kadar gelişebilir. Oysa ellerinin yardımıyla ulaşacağı düzey daha yüksektir ve çocuğun karakteri de daha güçlü olacaktır.” diyor Maria Montessori… Aslında bu Montessori eğitim felsefesinin özü niteliğinde bir sözdür. Bu sistem çocuğa fırsat tanıyan, kendisi olması ve 5 duyusunu kullanarak keşfetmesine olanak sağlayan bir felsefedir. Montessori metodu çocuğa; düzenli, göze hitap eden, gerçek, her öğenin çocuğun gelişimine yardımcı olması için geliştirilmiş materyallerin bulunduğu hazırlanmış çevre/ortamı sağlar. Montessori sınıfları, 3 yıllık periyotlarda 0-3, 3-6, 6-9, 9-12 ve liseye kadar gruplandırılmış karışık yaştaki çocukları birleştirir. Bu, doğal olarak aralarında sosyalleşmeyi, saygıyı, birbirinden öğrenerek ve yardım ederek dayanışmaya teşvik eder. 

“Başkalarının ihtiyaçlarını anlama yeteneği Montessori’nin temel niteliğidir.”

Montessori yaklaşımı, çocuklara sosyal ve duygusal öğrenme çerçevesinde elde edilen kalıcı entelektüel yetenekler sağlar. Akademik bilgi, yaratıcı düşünme ve başkalarının ihtiyaçlarını anlama yeteneği Montessori’nin temel nitelikleridir. Bu temel beceriler yaşamın erken dönemlerinde geliştirildiğinde, çocuklar problem çözme ve her koşulda başkalarıyla iyi etkileşim kurma yeteneğini kazanırlar. Montessori öğretmenleri, çocuk gelişimi konusunda uzmandır. Çocuklara bağımsız öğrenmeleri ve kendilerine özgü potansiyellerine ulaşmaları için rehberlik eder. Çocuklar kendi öğrenme özgürlüğüne sahiptir. Ve Montessori öğretmeni bu süreç boyunca çocuğu desteklemek için oradadır. Geleneksel sınıfların aksine, Montessori sınıfları günlük yaşam, duyu, dil, matematik ve kültür olmak üzere 5 ana alandan oluşmaktadır. Bu alanlar da her çocuğun gelişim aşamasının özel ihtiyaçlarına uyacak şekilde materyaller tasarlanmıştır. Materyallerde hata kontrolü vardır. Ve bu çocuğun kendi hatasını bulmasını sağlar. Başka birinden uyarıya, onaya ve düzeltmeye gerek kalmaz. Kendi kendisini düzeltmesine olanak sağlar. Böylece yetişkinden bağımsızlaşmak doğal olarak gerçekleşir.

Bir sınıfa girdiğinizde günlük yaşam alanında masa yıkayan, duyu alanında geometrik cisimlerle çalışan, dil alanında kelime yazan – okuyan, matematik alanında 4 basamaklı işlem yapan, kültür alanında çiceğin kısımları ya da Afrika kıtasına ait ülkeler yapbozunu yapan çocuklar görebilirsiniz. Evet bunları yapan çocuklar 3-6 yaş arasında ve hepsini yapabilecek potansiyele sahipler…

Okul öncesi eğitimde çok fazla kurum ‘Montessori’ eğitimi uyguladığını söylüyor. Aileler çocukları için kreş seçerken bu iddiada olan merkezlerde ne gibi özelliklere bakmalılar?

Son birkaç sene içerisinde ”Montessori” ciddi anlamda popüler olan bir isim haline geldi. Ne yazık ki sadece isim olarak kalıyor. Tabii bunun tam tersi şekilde başarılı olan ve bu felsefeyi son derece önemseyen kurumlar da var. Maria Montessori isim hakkı talep etmediği için herkes felsefeyi uygulasın uygulamasın, çok daha ”havalı’ ve ”pahalı” bir okul olmak adına kullanıyor… Fakat Montessori okulu demekle iş bitmiyor. Bu felsefede bir okul seçerken ilk dikkat edilmesi gereken şeylerden bir tanesi bence öğretmenler ve öğretmenlerin Montessori eğitimi aldığı kurum/enstitü, bu alandaki deneyimi ve ilgisine bakılması gerekiyor. Çünkü bu eğitimi almadan sadece materyalleri alıp sınıf hazırlayarak ”Biz Montessori eğitimi veriyoruz” diyen birçok okul da mevcut. Sınıf hazırlamak, materyalleri alıp koymakla bir Montessori okulu olamazsınız. O sınıfı ve materyalleri nasıl kullanacağınızı, bir rehber (öğretmen) olarak bu felsefeyle çocuğa nasıl yaklaşacağınızı, çocuğun potansiyelini nasıl ortaya çıkarmasına rehberlik edeceğinizi bilmeniz gerekiyor.

Artık o kadar fazla Montessori materyali üreten firma varki, Google’a yazdığınız anda karşınıza bir sürü marka çıkmaktadır. Montessori materyali olmayan başka birçok şeye de Montessori etiketi koyarak pahalı miktarda satış yapan firmalar da bulabilirsiniz. Hal böyle olunca, materyal alınıyor sınıfa koyuluyor. Ve Montessori uyguluyoruz deniliyor. Bu sebeple; eğitimli alanında uzman rehberler, hazırlanmış çevre ve işini severek yapan yetişkinleri olan kurumları tercih etmeye özen gösterin diyebilirim. 

Montessori ile ilgili çok fazla bilgi mevcut. Evde aileler de bu bilgiler ışığında bir sistem kurabilir mi? Yoksa profesyonel bir bakış açısı gerekli mi?

Öncelikle odak noktamızın ne olduğuna bakmak gerekiyor. Bizim odak noktamız çocuk, Montessori felsefesinin de ilk baktığı şey çocuktur. Çocuğu gözlemlemek ve takip etmek. Her anne baba çocuğunun ihtiyaçlarını bilir. Çocuğunu takip ederek, ihtiyaçlarına kulak vererek aslında bir sistem oturtabilir. Ve tabii ki destek alınabilir. Bir sürü kaynak var. Sadece kaynakları doğru araştırmak ve süzgeçten geçirmek gerekiyor. Her baktığımız okuduğumuzu direk almamamız gerekiyor. Son dönemde özellikle sosyal medyada bir sürü bilgi var. Her şeyi okumamız ve uygulamamız imkansız. Güvendiğiniz birkaç kaynak belirleyip takip etmeniz kafa karışıklığına engel olacak ve uygulaması da daha kolay olacaktır.

“Her çocuk sınırları sever ve ihtiyaç duyar”

Biz eğitmenler bile sınıf içerisinde  belirli bir sunumu her çocuğa aynı şekilde veremiyoruz. Çünkü her çocuk birbirinden farklı ve çok özel. Çocukları da her anne baba için biriciktir. Dolayısıyla edindiğiniz bilgiyi de  yine çocuğunuza ve kendi yaşam koşullarınıza göre harmanlamamız gerekecektir. Evde bir sistem oluşturmak isteyen ailelere şunları söyleyebilirim. Burada önemli olan çocuklara sorumluluk vermek ve sınırlar belirlemek. Çünkü her çocuk sınırları sever ve ihtiyaç duyar.  Çocuğu bir birey olarak kabul edip, ona ait bir alan tanırsak aslında bir sistem kurmuş oluruz. En basiti, mutfakta çocuğunuzun erişebileceği en yakın çekmeceye tabak, çatal, kaşık, bardak ve servisler koyun. Böylelikle yemek saatinde masa kurmak için ondan yardım isteyebilirsiniz. Ve bir işe dahil ederek sorumluluk vermiş olursunuz.

“Fazla obje ve oyuncak çocukların dikkatini dağıtır”

Aynı şekilde bunu odasında bir düzen koymak için de yapabilirsiniz. Ulaşabileceği dolaplar, raflar, kitaplıklar ve az oyuncaklar… Ne kadar fazla obje ve oyuncak olursa orası çocuklar için dikkat dağıtıcı ve işin içinden çıkılması zor bir çevreye döner. Oyuncakları farklı renkte kutularla sınıflandırabilirsiniz. Ya da kitaplar için yere yakın bir kitaplık seçebilir ya da bir sepete koyabilirsiniz. Kıyafet seçiminde zorlanan aileler ise çocuklarının ulaşabileceği dolaptaki kıyafet sayısını azaltabilir veya seçenek sunabilir. Kendinizin belirlediği iki seçeceği çocuğunuza sunarak, ona tercih hakkı vermeniz kendisine ”ben seçtim” hissiyatı verir. Bu hem ”kendi kararlarımı verebiliyorum” hem de ”verdiğim karara saygı duyuluyor” hissiyatını çocuğa verir. Hem de çocuğunuzla çatışma yaşamanızı engeller. 

Ebeveynlerin çocuklarına davranışlarında genel olarak hatalı bulduğunuz çok belirgin durumlar var mı? Ne gibi tavsiyeler vermek istersiniz?

“Bakışımız, ses tonumuz ve duruşumuz çocuğa bir sürü mesaj verir.”

Ebeveynler davranış hatası yapıyor demektense bazı noktaları kaçırıyor demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Son dönemde ebeveynlerin, çocukları üzerindeki akademik başarı kaygılarının arttığını gözlemliyorum.  Bu da çocuklar üzerinde baskıya sebep olabiliyor.  Siz bunu sözel olarak çocuğunuza ifade etmiyor olabilirsiniz ama 0-6 yaş dönemindeki bir çocuk duyguyu direk alabilmektedir. Bir bakışımız, ses tonumuz ve duruşumuz çocuğa bir sürü mesaj verir. Böylelikle sizin endişe ve kaygınız da çocuğa geçebilir. Çocuğa geçen bu kaygı onun sınıf içerisindeki performansı ve sosyo – duygusal durumuna etki edebiliyor. Sadece akademik başarısını etkilemekle kalmıyor aslında çocuğun tüm hayatına tesir eden bir duygu olabiliyor. Her çocuğun öğrenme hızı ve becerisi farklıdır. Öncelikle bunu kabul etmek gerekiyor.

“Kriz durumu (ağlama, çığlık atma vb gibi) yaşadığınızda öncelikle çocuğunuza zaman verin.”

Bir diğer dikkat çekebileceğim nokta ise; herhangi bir çatışma ve anlaşmazlık yaşandığında ebeveynler çocuklarına çok fazla açıklama yapıyor. O an açıklamadan ziyade çocuğun duygularının, anlaşıldığını hissetmesine ve zamana ihtiyacı var. Bu kriz durumu (ağlama, çığlık atma vb gibi) varsa öncelikle çocuğunuza zaman verin. Bırakın bunu yaşasın. Kendine ve çevresine çok ciddi zarar vermediği sürece bu kriz halini yaşıyor olması kötü bir durum değil aksine ihtiyacıdır. Çünkü sisteminden bunu atması gerekir. Burada çocuğun yalnız bırakılmış ve terk edilmiş hissetmemesi önemlidir. ”Üzgün, kızgın hissetmeni anlıyorum, kendini hazır hissettiğinde konuşmak istersen buradayım”  gibi cümleler ile destekleyebilirsiniz ve yanında olduğunuzu ona gösterebilirsiniz. 

Her çocuk bu eğitime dönüş sağlar mı?

Montessori, aslında gelişim geriliği gösteren çocuklar ile başlayan ve bu çocuklardaki olumlu gelişimler gözlemlendikten sonra tüm çocukların dahil edildiği bir eğitim metodudur. Dolayısıyla en zor ve özel çocuktan, normal bir şekilde gelişim gösteren çocuğa kadar herkes gelebilmektedir. Tabii ki belli istisna ve kaideler vardır. Genelde okullar, bir çocuk okula başlamadan yada başladıktan sonra, bir süre gözlem yaparlar. Bu gözlem sayesinde çocuğun ortama uyumuna, ortamın çocuğa uygunluğuna bakılmaktadır. Aile ile gözlemler paylaşılmaktadır. Ve duruma göre bir karar verilmektedir. Bunun yanı sıra insan değişen, gelişen ve dönüşen bir varlık. Yaşadığımız her bir olayla hayatımız farklı bir noktaya evriliyor…. Buna en yakın örneklerden bir tanesi hala devam etmekte olan  pandemi süreci…

“Pandemi dönemine denk gelen çocukların çok daha farklı özellikleri ve ihtiyaçları var”

Bu döneme denk gelen çocukların çok daha farklı özellikleri ve ihtiyaçları var. Biz eğitmenler olarak çocukları en iyi şekilde gözlemleyip, onlara uygun yolu bulmakla görevliyiz. Montessori metodu, yıllar öncesinin şartlarına göre düzenlenmiş bir sistemdir. Her geçen yıl yaşam koşullarımız, maruz kaldığımız ve edindiğimiz deneyimler değişiyor. Bunlara bakınca tabii ki eğitimin içerisinde de bir şeylerin yenilenmesi gerekiyor. Farklı bakış açıları ve yeni yollar bulunması gerekiyor. 

Bunu da okumak isteyebilirsiniz. https://www.bebegimleyasam.com/roportajlar/deniz-karadeniz-ilk-yardim-demek-bir-insani-basit-bir-mudahale-ile-yasama-baglamak-demek/

Yorum yazın:

E-mail adresiniz paylaşılmayacaktır.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Uzay Sergisi

Yarı yıl tatiline renk katacak: NASA Uzay Sergisi

HUPALUPAEXPO tarafından Türkiye’ye getirilen NASA Uzay Sergisi, yarı yıl tatilinde aileleri Metropol İstanbul’a bekliyor. Sergi 7’den 70’e herkesi tarihsel

Devamını oku...
Bebek Gogus Hastalik 3 303x178

Bebeğimin göğsünden hırıltılar geliyor

Yeni bebek sahibi olan anne-babalar doğal olarak bu ilk tecrübelerinde daha pimpirikli olabiliyor. Çevrelerinde bazen abartılı bulunsa bile fazlaca

Devamını oku...
Anne Sutu 5 303x178

Taklidi mümkün değil : Anne sütü

Doğumla birlikte bir mucize dünyaya gelirken diğer bir mucize annenin bedeninde hayat bulmaya başlıyor. Bebeğin gelişimi için çok şey

Devamını oku...

Mobil Menü